Rehbere dön
AZTRENDEFRESNLRUITSQBSROKYDAEL

Kuran Mucizeleri: Gelecek haberleri

İçindekiler
  1. Evren
  2. Yeryüzü
  3. Canlılar
  4. İnsan
  5. Sağlık ve beslenme
  6. Gelecek haberleri
  7. Tarih
  8. Sayılar ve üslup
  9. Kaynaklar

Bizans’ın galibiyeti ve dünyanın en alçak yeri

Rum Suresi’nde ağır bir yenilgiye uğrayan Bizans’ın birkaç yıl içinde galip geleceği haber verildi ve aynen gerçekleşti. Ayette yenilginin “dünyanın en alçak yerinde” olduğu da bildirilir — Lut Gölü havzası gerçekten de yeryüzünün en alçak kara bölgesidir.

“Coğrafya” ve “Zaman” modları

Kuran'da gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi'nin hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir:

«Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde". Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.»

Rum Suresi, 1-4

Üstte Lut Gölü'nün uydudan çekilmiş fotoğrafları görülmektedir. Lut Gölü'nün rakımı ancak modern çağlardaki ölçümlerle tespit edilebilmiştir. Bu tespitler doğrultusunda da "yeryüzünün en alçak yeri"nin bu bölge olduğu ortaya çıkmıştır.
Üstte Lut Gölü'nün uydudan çekilmiş fotoğrafları görülmektedir. Lut Gölü'nün rakımı ancak modern çağlardaki ölçümlerle tespit edilebilmiştir. Bu tespitler doğrultusunda da "yeryüzünün en alçak yeri"nin bu bölge olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, 613-614 yıllarında Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti. Ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu. Persler Bizanslıları 613 yılında Antakya'da yenilgiye uğratarak; galibiyetlerini Şam, Kilikya, Tarsus, Ermenistan ve Kudüs'ü ele geçirmeleriyle sürdürmüşlerdi. Özellikle 614 yılında Kudüs'ün kaybedilmesi, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tahrip edilmesi ve Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ın Persler tarafından ele geçirilmesi, Bizanslılar için ağır bir darbe olmuştu.262

O dönemde yalnız Persler değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans Devleti'ne karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı. Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı. Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti.263

Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki, Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.

Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti. 622 yılında Heraklius Ermenistan'ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı.264 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında, Bağdat yakınında Dicle Nehri'nin 50 km doğusunda bulunan Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Bizans ordusu, Persleri burada da yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar.265

Rumların galibiyeti 630 yılında İmparator Heraklius'un Pers hükümdarı II. Khosrow'u yenilgiye uğratarak, Kudüs'ü geri alması ve Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ı Kutsal Mezar Kilisesi'ne kazandırmasıyla tamamlanmış oldu.266

Resimde Kudüs ve Lut Gölü havzası görülmektedir.
Resimde Kudüs ve Lut Gölü havzası görülmektedir.

Böylece Allah'ın Kuran'da bildirdiği "Rum'un zaferi", ayetteki "üç ile dokuz yıl içinde" ifadesiyle dikkat çekilen zaman aralığında, mucizevi bir şekilde gerçekleşmiş oldu.

Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir. Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumlar'ın "Dünya'nın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "edna el-ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi Arapçada "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla "edna el-ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir.

Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin "en yakın" anlamını tercih etmektedirler. Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret etmektedir. Çünkü Dünya'nın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın Bizanslıların, 613-614 yıllarında yenilgiye uğradığı yerlerden biri olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğunu buluruz.267

Bu yenilginin en ağır darbesi, daha evvel de belirttiğimiz gibi, Lut Gölü yakınlarındaki Kudüs'teki yenilgi ile birlikte Hıristiyanlığın sembolü "Gerçek Haç"ın kaybedilmesidir.

Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaşın gerçekleştiği söz konusu yer, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır. Lut Gölü çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre aşağıdaki, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir.268

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün Dünya'nın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun bir başka delilini oluşturmaktadır.

Firavun’un cesedinin korunması

Kuran’da Firavun’un suda boğulduğu, ancak bedeninin kendisinden sonrakilere bir ayet olması için “kurtarılacağı” bildirilir. Mısır firavunlarının mumyaları bugün hala müzede sergilenmektedir.

3 aşama kendiliğinden değişir

İlerleyen bölümlerde daha detaylı değineceğimiz gibi, Firavun kendini ilah olarak kabul etmekte ve Musa Peygamberin Allah'a iman etmesi için yaptığı davetlere karşı iftira ve tehditle karşılık vermektedir. Firavun bu kibirli tavrını ancak, ölüm tehlikesi ile karşılaşıp suların altında kalacağını anlayana dek sürdürmüştür. Kuran'da Firavun'un, Allah'ın azabıyla karşılaştığında, hemen imana yöneldiği şu ayetle bildirilir:

Ancak Allah Firavun'un böyle bir anda iman etmesini kabul etmemiştir. Allah Firavun'un bu samimiyetsiz tavrını Kuran'da şu ayetlerle bildirir:

«Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.»

Yunus Suresi, 91-92

Bu ayetlerde Firavun'a ait cesedin gelecek nesillere ibret olacağının bildirilmesi, cesedin "bozulmamış" olacağına bir işaret olarak kabul edilebilir. Kuran'da 1400 sene evvelden haber verildiği gibi, halen tarihsel bir belge olarak bulunan bir ceset Kahire'deki Mısır Müzesi'nin Kraliyet Mumyaları Odasında sergilenmektedir. Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.269

Mekke'nın fethi

Peygamberimiz, Medine'de iken gördüğü bir rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemişti.

«Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.»

Fetih Suresi, 27

Peygamberimiz, Medine'de iken gördüğü bir rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemişti. Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke'ye gidemiyorlardı.

Allah, Peygamberimiz'e Katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu eğer Allah dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir. Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı ve ardından gelen Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir. Böylece Allah, Peygamberimizin önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir.

Mekke'nin fethinin müjdelendiği diğer ayetlerden bazıları ise şöyledir:

«Onlara karşı Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur.»

Fetih Suresi, 24

«Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.»

Fetih Suresi, 1-3

İsra Suresi'nin 76. ayetinde ise, inkarcıların da Mekke'de kalamayacakları şöyle bildirilmiştir:

«Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.»

İsra Suresi, 76

Peygamberimiz Hicret'in 8. yılında Mekke'ye girerek bu şehri fethetmiştir. İki sene sonra da, Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi inkarcılar Mekke'den çıkmışlardır. Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamberimiz müminlere bu müjdeleri verdiğinde, mevcut durum hiç de bu yönde değildir. Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamberimiz‘in söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmuştur. Ancak Peygamberimiz Allah'a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır. Söylediklerinin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi de Kuran'ın önemli bir mucizesidir.

Uzayın keşfi

İnsanların uzayı araştırmaları ve keşfetmeleri 4 Ekim 1957'de Sovyet uydusu Sputnik'in uzaya fırlatılmasıyla hız kazandı. Dünya yörüngesinden çıkan ilk insan, Sovyet kozmonot Yuri Gagarin oldu.

İnsanların uzayı araştırmaları ve keşfetmeleri 4 Ekim 1957'de Sovyet uydusu Sputnik'in uzaya fırlatılmasıyla hız kazandı. Dünya yörüngesinden çıkan ilk insan, Sovyet kozmonot Yuri Gagarin oldu.

Nitekim Kuran'da 1400 sene önce insanların böyle bir alanda gösterecekleri gelişmelere ve uzaya çıkışın mümkün olabileceğine işaret edilmektedir. Allah bu konuya Kuran'da şu ayetle dikkat çekmektedir:

«Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.»

Rahman Suresi, 33

Ayette "üstün bir güç" olarak çevrilen, Arapça "sultan" kelimesi "huccet, burhan, güç, kuvvet, hüküm, kanun, yol, otorite, izin, ruhsat verme, meşru kılma, delil" gibi anlamlara gelmektedir.

Dikkat edilecek olursa, yukarıdaki ayetle insanların göklerin ve yerin derinliklerini hiç geçemeyecekleri değil, fakat ancak üstün bir güç ile geçebilecekleri vurgulanmaktadır. Ve bu üstün güçle 20. yüzyılda kullanılan üstün teknolojiye işaret ediliyor olması muhtemeldir. Nitekim 20. yüzyıldaki üstün teknoloji sayesinde Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu durum gerçekleşmiştir.

Modern ulaşım araçları

Yukarıdaki ayette ulaşım aracı olarak sayılan hayvanların dışında, insanların bilgi sahibi olmadıkları ulaşım araçlarının da olacağına dikkat çekilmektedir.

«Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?»

Nahl Suresi, 8

Yukarıdaki ayette ulaşım aracı olarak sayılan hayvanların dışında, insanların bilgi sahibi olmadıkları ulaşım araçlarının da olacağına dikkat çekilmektedir.

Aşağıdaki ayette ise gemi gibi toplu taşıma araçlarının olacağına işaret edilmektedir:

«Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir. Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da.»

Yasin Suresi, 41-42

Uçak teknolojisi

Yukarıdaki ayetten anlaşıldığı üzere Allah, rüzgarı, Süleyman Peygamberin emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır. Bu ayetle,

«Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, Kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz.»

Enbiya Suresi, 81

Yukarıdaki ayetten anlaşıldığı üzere Allah, rüzgarı, Süleyman Peygamberin emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır. Bu ayetle, Süleyman Peygamber döneminde olduğu gibi, gelecekte de rüzgar enerjisinin, teknolojide kullanılacağına işaret ediliyor olması muhtemeldir.

«Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)...»

Sebe Suresi, 12

Yukarıdaki ayette yer alan "… sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)…" ifadesi ile de Süleyman Peygamberin çeşitli bölgeler arasında hızlı bir şekilde hareket ettiğine dikkat çekiliyor olabilir. Süleyman Peygamber, kendi döneminde, günümüzdeki uçak teknolojisine benzer bir teknolojiyi kullanıp, rüzgarla hareket eden vasıtalar meydana getirmiş ve bunlar aracılığıyla birbirine uzak mesafeleri kısa sürede almış olabilir. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Dolayısıyla yukarıdaki ayetlerle, günümüzdeki yüksek uçak teknolojisine dikkat çekiliyor olması muhtemeldir.

Görüntü nakli

Ayette "kendi yanında kitaptan ilmi olan biri" olarak söz edilen kişi, Süleyman Peygambere Sebe Melikesi'nin tahtını "gözünü açıp kapayana kadar", yani çok kısa bir sürede getirebileceğini söylemektedir.

«Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti)...»

Neml Suresi, 40

Ayette "kendi yanında kitaptan ilmi olan biri" olarak söz edilen kişi, Süleyman Peygambere Sebe Melikesi'nin tahtını "gözünü açıp kapayana kadar", yani çok kısa bir sürede getirebileceğini söylemektedir. Sebe Melikesi'nin tahtının getirilmesinin, günümüzde kullanılan görüntü nakline ait yüksek bir teknolojiye işaret etmesi mümkündür. Konuyla ilgili bir başka ayet ise şöyledir:

«Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.»

Neml Suresi, 39

Günümüzde yazı, resim, film gibi her türlü bilginin internet teknolojisiyle birkaç dakika, hatta birkaç saniye içinde çok uzun mesafeler katetmesi mümkün olmaktadır. Örneğin Sebe Melikesi'nin tahtının hızla uzak bir mekana gönderilmesinin anlatılmasıyla, böyle bir işlemin (örneğin bir tahta ait üç boyutlu görüntünün veya resmin gönderilmesinin) internet kanalıyla göz açıp kapayana kadar mümkün olacağına da dikkat çekiliyor olabilir.

Bugün bilim adamlarına göre atom ve moleküllerin, hatta daha büyük cisimlerin nakli yakın gelecekte mümkün olabilecektir. "Teleportasyon" denilen bu yöntem ile, bir yerde bulunan bir cismin maddesel özellikleri ortadan kaldırılarak, bu cisme ait tüm detaylar ve atom dizilimi bir başka yere gönderilmektedir. Kısacası cismin tüm maddesel özellikleri yeniden inşa edilmektedir. Bu çalışmalar, zamanın ve mekanın yolculuk için engel olmayacağı ve eşyaların herhangi bir mekana bir an içinde, gerçekte fiziksel bir mesafe katetmeden taşınabileceği anlamını taşımaktadır.270

1998 yılında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü (Caltech) merkezinde bulunan fizikçiler, iki Avrupalı grup ile birlikte bir fotonun naklini gerçekleştirdiler. Bilim adamları fotonun atom yapısını okuyup bu bilgiyi 1 metre boyunca taşıyarak, fotonun bir kopyasını oluşturdular. Kısa süre önce gerçekleştirilen bir başka teleportasyon denemesinde, Ulusal Avustralya Üniversitesi'nden (ANU) Ping Koy Lam ve diğer araştırmacılar bir lazer ışınını kısa bir mesafe boyunca naklettiler.271

Nitekim 17 Temmuz 2002'de CNN haber kanalında yer alan bir haberde, Canberra'daki Ulusal Avustralya Üniversitesi fizikçilerinden oluşan bir ekibin, bir lazer ışınını parçalayıp, birkaç metre öteye "ışınladıkları" bildirildi. Ekip başkanı Ping Koy Lam'ın ise henüz maddeyi ışınlamayı başaramadıklarını, fakat bunun imkansız olmadığını ve atom halindeki katı maddelerin ışınlanmasının gelecekte mümkün olabileceğini söylediği bildirildi.

Danimarka'da Aarhus Üniversitesi'nden Eugene Polzik ve çalışma arkadaşları, Nature dergisinde yayınlanan araştırma raporlarına göre, lazer ışını kullanarak çok sayıda atom üzerinde, kuantum fiziğinden yararlanarak başarılı denemeler yaptılar.272

Scientific American dergisinde yazan Avusturyalı fizikçi Anton Zeilinger ise teleportasyonun potansiyeli ile ilgili değerlendirmelerinde, çok daha karmaşık sistemlerin fizik kanunlarını çiğnemeden nakledilebileceğini belirtmektedir.273

Kuran'da "Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun..." ayetiyle bildirildiği gibi, bu bilimsel gelişmeler de Kuran'da işaret edilen ve Kuran'ın mucizevi yönlerini ortaya koyan teknolojilerden bir kısmı olabilir.

Fussilet Suresi, 53

«Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir.»

Bakara Suresi, 117

Koku nakli

Bugün bilim adamları, fotonlar gibi, atomların ve koku moleküllerinin de yakın bir gelecekte naklinin gerçekleştirilebileceğini ifade etmektedirler. Yusuf Suresi'nin 94. ayetinde,

«Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir. Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin." Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum.»

Yusuf Suresi, 92-94

Duftspezialisten firmasının ürettiği bir cihaz, evlerde kullanılan bilgisayarların kişilerin tercihine göre koku yaymasını sağlıyor. Geliştirilen bu teknik koku iletişim cihazı sayesinde, bir sürücü aracılığıyla, bilgisayar kontrollü bir hava akımı oluşturuluyor. 20 farklı çeşitte sunulan yağlar ile doldurulmuş, değiştirilebilen kartuştan gelen koku çevreye yayılıyor. Bilgisayar kontrollü bu kokular doğadan uygun ses ve görüntülerle de verilebiliyor.
Duftspezialisten firmasının ürettiği bir cihaz, evlerde kullanılan bilgisayarların kişilerin tercihine göre koku yaymasını sağlıyor. Geliştirilen bu teknik koku iletişim cihazı sayesinde, bir sürücü aracılığıyla, bilgisayar kontrollü bir hava akımı oluşturuluyor. 20 farklı çeşitte sunulan yağlar ile doldurulmuş, değiştirilebilen kartuştan gelen koku çevreye yayılıyor. Bilgisayar kontrollü bu kokular doğadan uygun ses ve görüntülerle de verilebiliyor.

Bugün bilim adamları, fotonlar gibi, atomların ve koku moleküllerinin de yakın bir gelecekte naklinin gerçekleştirilebileceğini ifade etmektedirler. Yusuf Suresi'nin 94. ayetinde, Yusuf Peygamberin babası oğlunun kokusunu duyduğunu dile getirmektedir. Bilim adamları yakın gelecekte üç boyutlu görüntü veya resmin gönderilmesi gibi, koku naklinin de teknolojik olarak mümkün olduğunu belirtmektedirler. Dolayısıyla bu ayetin, günümüzde üzerinde çalışılan koku nakline ait yüksek bir teknolojiye işaret etmesi mümkündür.

Çünkü koku algısı -tıpkı diğer algılarımız gibi- beynimizde oluşur. Bir limon kabuğundan çıkan kimyasal moleküller burundaki koku algılayıcılarını uyarır. Buradan elektrik sinyali olarak yorumlanmak üzere beyne iletilirler. Dolayısıyla bu kokuya ait sinyal suni olarak başka şekilde oluşturulduğunda da, kokunun aynı şekilde duyulması mümkündür. Nitekim "elektrik burun" olarak bilinen teknoloji de bunun mümkün olabileceğini gösteren çalışmalardan bir tanesidir.

İnsandaki koku alma sistemi, on binden fazla kokuyu rahatlıkla ayırt edebilmeyi mümkün kılmaktadır. Belli bir kimya eğitimi almış uzmanlar bir parfümdeki yüze yakın kokunun kaynağını teşhis edebilirler.274 İşte insan burnundaki bu üstün yaratılış, birçok bilim adamını benzer cihazlar tasarlamaya teşvik etmektedir. Dünyanın değişik araştırma geliştirme merkezlerinde, insandaki bu koku alma sisteminin kopyaları üretilmeye çalışılmaktadır. Burun örnek alınarak geliştirilen bu modellere "elektronik burun" adı verilmektedir.

İnsan burnundaki proteinlerden oluşan reseptörlerin yerine, elektronik benzerlerinde, bir dizi kimyasal alıcı kullanılır. Bu alıcıların her biri değişik kokuları algılayacak şekilde dizayn edilir; seçicilik kapasiteleri arttıkça üretimleri zorlaşır ve fiyatları yükselir. Sensörlerin çevreden topladıkları sinyaller, elektronik sistemler yoluyla ikili kodlara dönüştürülür ve bir bilgisayara gönderilir. Elektronik sistemler koku alma duyusunda görevli sinir hücrelerinin, bilgisayar da insan beyninin bir taklidi olarak düşünülebilir. Bilgisayar, kendisine gelen bilgileri değerlendirmek için programlanır ve bu sayede aldığı ikili kodlamadan oluşan sinyalleri yorumlar.

Bu yöntemle geliştirilen elektronik burunlar, başta gıda, parfüm, tıp ve kimya sanayi olmak üzere değişik sektörlerde kullanılmaktadır. Üniversiteler ve uluslararası kuruluşlar söz konusu projelere büyük destek vermektedir. Buna rağmen, Warwick Üniversitesi'nden Julian Gardner'in belirttiği gibi, elektronik burun teknolojisi henüz başlangıç safhasındadır.275

NASA'da görevli bilim adamları da uzay araştırmaları için, ileri derecede duyarlı yapay burun geliştirmektedirler. Bu cihaz neredeyse her türlü kimyasal bileşimi ayırt edebilecek, insan burnundan daha hassas ölçümler yapabilecektir. Bu yöntemle uzay istasyonunda zararlı maddelerin tespiti mümkün olacak, akıllı bir güvenlik sisteminin parçası olarak çalışacaktır.276 İşte bu teknoloji, ses, görüntü gibi koku naklinin de yakın bir gelecekte mümkün olabileceğini göstermektedir.

Elektrik kullanımı

Allah'ın Süleyman Peygamberin emrine verdiği büyük nimetlerden biri "erimiş bakır madeni"dir. Bu ayeti, farklı şekillerde yorumlamak mümkündür.

«... Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık...»

Sebe Suresi, 12

Allah'ın Süleyman Peygamberin emrine verdiği büyük nimetlerden biri "erimiş bakır madeni"dir. Bu ayeti, farklı şekillerde yorumlamak mümkündür.

Erimiş bakırın kullanılması ile, Süleyman Peygamber döneminde elektrik kullanılan yüksek bir teknolojinin varlığına da işaret ediliyor olabilir. Bilindiği gibi bakır, elektriği ve ısıyı en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayiinin temelini oluşturmaktadır. Dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayiinde kullanılmaktadır.

Ayette geçen "sel gibi akıttık" ifadesi de elektriğin çok geniş alanlarda kullanılabileceğine işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Artezyen kuyusu

Yukarıdaki ayette Musa Peygamberin kavminin kendisinden su istediği, Musa Peygamberin da on iki topluluğun her birine su içecekleri bir yer sağladığı anlatılmaktadır.

1. Su Düzeyi 2. Geçirgen Tabaka 3. Artezyen Kuyusu 4. Geçirgen Olmayan Kayalar Kapalı artezyen kuyuları, suyun aşağıya doğru sızmasını önleyen su geçirmez bir kaya ile sınırlandırılmıştır. Su, artezyen içine söz konusu kayanın daha yukarıdaki doldurma alanından giriş yapar. Artezyen kuyularında suyun akışı J şeklindeki bir tüpe benzer. Bu tüpün uzun kolunun olduğu noktaya su eklenmesiyle, tüpün daha kısa olan kolu tarafında bulunan su, basınç sayesinde yukarı tırmanır.
1. Su Düzeyi 2. Geçirgen Tabaka 3. Artezyen Kuyusu 4. Geçirgen Olmayan Kayalar Kapalı artezyen kuyuları, suyun aşağıya doğru sızmasını önleyen su geçirmez bir kaya ile sınırlandırılmıştır. Su, artezyen içine söz konusu kayanın daha yukarıdaki doldurma alanından giriş yapar. Artezyen kuyularında suyun akışı J şeklindeki bir tüpe benzer. Bu tüpün uzun kolunun olduğu noktaya su eklenmesiyle, tüpün daha kısa olan kolu tarafında bulunan su, basınç sayesinde yukarı tırmanır.

Yukarıdaki ayette Musa Peygamberin kavminin kendisinden su istediği, Musa Peygamberin da on iki topluluğun her birine su içecekleri bir yer sağladığı anlatılmaktadır. Musa Peygamberden kavminin su istemesi, su sıkıntısı içinde olduklarının bir göstergesidir. Günümüzde de bu tür bir su sıkıntısı söz konusudur. Bugün 1 milyardan fazla insan temiz sudan yoksundur; 2.4 milyar insan halen yeterli olmayan sağlık koşulları içinde su kullanmaktadır. 2025 yılı için yapılan tahminlere göre, su sorunundan etkilenecek kişilerin sayısının, 5 milyar olması beklenmektedir. Su kaynaklarının azlığından her yıl 12 milyon kişi ölmektedir. Bu rakamın 3 milyonunu su kaynaklı hastalıklardan ölen çocuklar oluşturmaktadır.277

Enerji, bilim adamları tarafından iş yapma kapasitesi şeklinde tanımlanmaktadır. Madde ise yeryüzünde ve evrenin içinde nesneleri oluşturan malzemedir ve elektron mikroskobu altında görülebilen hareket halindeki atom ve moleküllerden oluşur. Albert Einstein 20. yüzyılın başında enerji ve maddenin atom seviyesinde birbirleriyle bağlantılı olduğunu öne sürerek, maddenin enerjiye dönüştürülmesinin mümkün olabileceğini belirtmiştir.278 Bu durum yukarıda tarif ettiğimiz, diriden ölünün çıkması yani atom düzeyinde hareketli maddeden enerjinin elde edilmesi olabilir. Ayrıca "çıkarır" olarak çevrilen "yuhricu" kelimesi, dışarı çıkarmak, saçmak, dışa doğru çıkarmak, yaymak (örneğin elektrik dalgalarını) anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla ayette geçen kelimeler atomdan elde edilen enerji şeklini tarif ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Bilindiği gibi günümüzde atomun çekirdeği yarılarak parçalara ayrılabilmektedir. Einstein'ın teorilerinden yola çıkan bilim adamları, 1940'larda nükleer fizyon yoluyla maddeden enerji elde edebilmeyi başarmıştır. Atomların parçalanması veya yarılması ile gerçekleşen bu işleme "nükleer fizyon" denilmektedir. Enam Suresi'nin 95. ayetinde "faliku" kelimesi ile ifade edilen "yarma" fiili de, fizyon kelimesinin sözlük anlamı olan (atom çekirdeğini) yarıp ayırma işlemini tarif ediyor olabilir. Bu işlem gerçekleştirildiğinde olağanüstü miktarda enerji açığa çıkar.

Enam Suresi'nin 95. ayetindeki kelimeler taşıdıkları anlamlar itibariyle son derece hikmetlidir. Bu ayette tarif edilen olaylar, atom enerjisinin elde edilme şekli olan, atom çekirdeğini parçalama işlemine son derece benzerdir. Dolayısıyla bu ayette, 20. yüzyılın teknolojisiyle mümkün olan nükleer fizyon yöntemine işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

«Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır...»

İbrahim Suresi, 32

Teknolojide karınca ordusu

Üstteki ayette "Karınca vadisi" denen özel bir yere ve özel karıncalara dikkat çekilmektedir. Süleyman Peygamberin, karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını duymasında da, bilgisayar teknolojisinde yaşanacak olan gelişmelere…

«Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.»

Neml Suresi, 18

Üstteki ayette "Karınca vadisi" denen özel bir yere ve özel karıncalara dikkat çekilmektedir. Süleyman Peygamberin, karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını duymasında da, bilgisayar teknolojisinde yaşanacak olan gelişmelere yönelik bazı dikkat çekici işaretler bulunuyor olabilir. Günümüzde "Silikon Vadisi" terimi teknoloji dünyasının merkezini ifade etmektedir. Süleyman Peygamber kıssasında da bir "karınca vadisi"nden bahsedilmesi son derece manidardır. Allah bu ayetle gelecekte yaşanacak olan ileri bir teknolojiye dikkat çekiyor olabilir.

Ayrıca günümüzde karıncalar ve bazı böcek türleri yüksek teknoloji alanında yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu canlılar örnek alınarak geliştirilen robot projeleri, savunma sanayinden teknoloji alanına kadar pek çok alanda hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Ayette bu gelişmelere de işaret ediliyor olabilir.

Mini Teknolojideki Son Gelişme: Robot Karınca Ordusu

Karıncalar örnek alınarak geliştirilen projelerin en ünlüsü, farklı ülkelerde birbirinden bağımsız olarak yürütülen "Robot Karınca Ordusu Projeleri"dir. Örneğin Virginia Polytechnic Institute ve Virginia State Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma küçük, ucuz ve basit robotların geliştirilmesini hedeflemektedir. Amaç, hepsi fiziksel olarak birbirinin aynısı olan bu robotlardan bir robot ordusu oluşturmaktır. Proje yetkilileri bu robotların kullanışlı olmalarının nedenini şu şekilde açıklamaktadırlar: "Grup şeklinde hareket etmeleri, koordinasyon içinde bir takım gibi fiziksel işleri yerine getirmeleri ve ortaklaşa karar almaları". Bu robot ordularının tüm mekanik ve elektronik tasarımları bir karınca topluluğunun davranışları göz önüne alınarak tasarlanmıştır. Böcek olan eşlerine benzerlikleri nedeniyle kendilerine "karınca ordusu" robotları denmektedir.

"Karınca ordusu" robot sistemi, başlangıçta bir "materyal taşıma sistemi" olarak tasarlanmıştır. Bu senaryoya göre birçok küçük robot ortaklaşa cisimleri kaldırıp nakletmek için görevlendirilecekti. Daha sonra farklı görevlerde de kullanılmalarına karar verildi.

Konuyla ilgili bir yayında, bu robotların ne amaçla kullanılacağı şu şekilde tarif edilir:

Nükleer ve tehlikeli madde temizliği, madencilik (malzeme çıkartma ve kurtarma), mayın temizleme, istihbarat ve nöbet, gezegen yüzeylerinin araştırılması ve kazı.

Karınca-robotlar ortak bir hedefi gerçekleştirmek için tasarlanmış fiziksel varlıklardır. Bunların çok sınırlı enerji kaynağı kullandıkları ve çalışma alanlarında birçok izler bırakarak iletişim kurdukları görülüyor. İşlerin bu robotlar arasındaki dağılımı, ya merkezi kontrol sağlayan ve diğer ajanlara talimat gönderen bir birey tarafından gerçekleştirilebilir ya da bireylerin önceden itaat etmeleri koşuluyla verilen bir görevin tamamlanması da sağlanabilir.

Üçüncü bir yol ise, iş sırasında bu iş birliğinin doğal olarak önceden karar vermeksizin ortaya çıkması. Bunların kullanım amacı araştırma, harita çıkartma, bir evin zeminini temizleme, bilinmeyen bir gezegeni keşfetme ya da bir mayın alanını temizleme olabilir.

Bu örneklerde de görüldüğü gibi günümüzde, karıncaların sosyal yaşamları pek çok projenin temelini oluşturmakta ve karıncalar örnek alınarak gerçekleştirilen robot teknolojileri insanlara faydalar sağlamaktadır. İşte bu nedenle Süleyman Peygamber kıssasında karıncalara ve bunların bulunduğu vadiye dikkat çekilmesi son derece önemlidir. Ayetlerde geçen "karıncalar" ifadesiyle, robotlardan oluşan bir orduya işaret ediliyor olabilir. Ayetlerde ayrıca gelecekte robot teknolojisinde yaşanacak olan gelişmelere, robotların insan yaşamında önemli bir rol alacaklarına, pek çok ağır işi insanların yerine yapıp onların hayatlarını daha konforlu hale getireceklerine de işaret ediliyor olabilir. Şüphesiz doğrusunu Allah bilir.

Atom enerjisi ve nükleer fizyon

Enam Suresi'nin 95. ayetinde "tane" (elhabbi) ve "çekirdek" (enneva) ifadeleriyle atomun yarılması, parçalanması ile ilgili bir duruma işaret ediliyor olabilir.

«Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?»

Enam Suresi, 95

Enam Suresi'nin 95. ayetinde "tane" (elhabbi) ve "çekirdek" (enneva) ifadeleriyle atomun yarılması, parçalanması ile ilgili bir duruma işaret ediliyor olabilir. Nitekim "enneva" kelimesinin sözlük anlamları arasında, çekirdek, merkez, atom çekirdeği yer almaktadır. Ayrıca ayette tarif edilen dirinin ölüden çıkarılması, ölü olan enerjiden Allah'ın maddeyi yaratması şeklinde yorumlanabilir. Ölünün diriden çıkması ise, maddenin atomu hareketli olduğu için (diri), maddeden enerjinin (ölü) çıkması olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Çünkü diri olarak çevrilen "elhayye" canlı anlamının yanı sıra aktif, enerjik anlamlarına da gelmektedir. Ölü olarak çevrilen "elmeyyiti" ifadesinin de cansız anlamı taşımasıyla, enerjiyi ifade ediyor olması muhtemeldir.

Enerji, bilim adamları tarafından iş yapma kapasitesi şeklinde tanımlanmaktadır. Madde ise yeryüzünde ve evrenin içinde nesneleri oluşturan malzemedir ve elektron mikroskobu altında görülebilen hareket halindeki atom ve moleküllerden oluşur. Albert Einstein 20. yüzyılın başında enerji ve maddenin atom seviyesinde birbirleriyle bağlantılı olduğunu öne sürerek, maddenin enerjiye dönüştürülmesinin mümkün olabileceğini belirtmiştir. Bu durum yukarıda tarif ettiğimiz, diriden ölünün çıkması yani atom düzeyinde hareketli maddeden enerjinin elde edilmesi olabilir. Ayrıca "çıkarır" olarak çevrilen "yuhricu" kelimesi, dışarı çıkarmak, saçmak, dışa doğru çıkarmak, yaymak (örneğin elektrik dalgalarını) anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla ayette geçen kelimeler atomdan elde edilen enerji şeklini tarif ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Bilindiği gibi günümüzde atomun çekirdeği yarılarak parçalara ayrılabilmektedir. Einstein'ın teorilerinden yola çıkan bilim adamları, 1940'larda nükleer fizyon yoluyla maddeden enerji elde edebilmeyi başarmıştır. Atomların parçalanması veya yarılması ile gerçekleşen bu işleme "nükleer fizyon" denilmektedir. Enam Suresi'nin 95. ayetinde "faliku" kelimesi ile ifade edilen "yarma" fiili de, fizyon kelimesinin sözlük anlamı olan (atom çekirdeğini) yarıp ayırma işlemini tarif ediyor olabilir. Bu işlem gerçekleştirildiğinde olağanüstü miktarda enerji açığa çıkar.

Enam Suresi'nin 95. ayetindeki kelimeler taşıdıkları anlamlar itibariyle son derece hikmetlidir. Bu ayette tarif edilen olaylar, atom enerjisinin elde edilme şekli olan, atom çekirdeğini parçalama işlemine son derece benzerdir. Dolayısıyla bu ayette, 20. yüzyılın teknolojisiyle mümkün olan nükleer fizyon yöntemine işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

1. Atom 2. Çekirdek 3. Nötron 4. Kuark Günümüzde fizyon yöntemi ile atom çekirdeği yarılarak parçalara ayrılabilmektedir.
1. Atom 2. Çekirdek 3. Nötron 4. Kuark Günümüzde fizyon yöntemi ile atom çekirdeği yarılarak parçalara ayrılabilmektedir.

Günümüz radar teknolojisi

Yukarıdaki ayetlerde Davud Peygamber ve Süleyman Peygambere sunulan üstünlüklerden bahsedilmekte ve her birine Allah Katından ilim verildiği bildirilmektedir.

«Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.»

Sebe Suresi, 10

«Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) her birine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan Bizdik.»

Enbiya Suresi, 79

«Bunun üzerine Biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.»

Sad Suresi, 36

Yukarıdaki ayetlerde Davud Peygamber ve Süleyman Peygambere sunulan üstünlüklerden bahsedilmekte ve her birine Allah Katından ilim verildiği bildirilmektedir. Bu peygamberlere verilen ilimle ilgili ayetlerde geçen ifadeler, elektromanyetik dalgaları yansıtma yöntemiyle çalışan, günümüz radar teknolojisine işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Sebe Suresi'nin 10. ayetindeki "yankıyla ses verin" olarak çevrilen ve "sesin geri dönmesi, tekrarlanması" anlamlarına gelen "evvibi" kelimesi, yankılama üzerine kurulu radar teknolojisini hatırlatmaktadır.

Polonya, Varşova'nın radar sistemi ile elde edilen görüntüsü. .
Polonya, Varşova'nın radar sistemi ile elde edilen görüntüsü. .

Radar, sabit ya da hareketli cisimlerin yerlerini, hızlarını ve yönlerini tespit etmek için kullanılan, mikrodalga yansıtma metodu ile çalışan bir tespit cihazıdır. Radarın çalışma prensibi ses dalgasının yansımasına çok benzer. Örneğin dağlık bir vadide veya mağarada bağıran bir kişi, sesinin yankısını geri işitir. Eğer sesin havada yayılma hızı biliniyorsa, sesin çarptığı cismin uzaklığı ve genel yönü de hesaplanabilir.

Radar sisteminde de, elektromanyetik enerji sinyalleri benzer bir tarzda kullanır. Mikrodalga frekansındaki sinyaller bir cisme gönderilir ve bu cisimden yansıyarak tekrar geri döner. Radara geri dönen bu kısma, "yankı" adı verilir. Radar cihazı da, bu yankıyı yansıtan cismin yön ve mesafesini tespit etmek için kullanır. Aslında radyo, televizyon ve insan gözü de elektromanyetik enerjiyi kullandıkları için radar sistemlerine benzerlik gösterir; fakat frekansları farklıdır. Ayrıca radarlar, bu örneklerdeki gibi doğrudan iletilen enerjiyi kullanmak yerine, "yankı"adı verilen yansıtılan enerjiyi kullanırlar. Yankılanan sinyaller radar alıcısı tarafından sayısal değerlere çevrilerek, "yankı depolarında" veri olarak kayıt edilir. En sonunda bu veriler işlemden geçirilerek görüntüye dönüştürülür.

Yeni Zelanda'da trafiği kontrol etmek için kullanılan radar. Bir sineğin gözünü andıran bu 27 metre yüksekliğindeki radar tesisi, kuzey Alaska'nın semalarını tarar ve balistik füzelere karşı erken uyarı sistemi olarak kullanılır. Yeni Zelanda'daki havayolları trafiği kontrolünde kullanılan radar.
Yeni Zelanda'da trafiği kontrol etmek için kullanılan radar. Bir sineğin gözünü andıran bu 27 metre yüksekliğindeki radar tesisi, kuzey Alaska'nın semalarını tarar ve balistik füzelere karşı erken uyarı sistemi olarak kullanılır. Yeni Zelanda'daki havayolları trafiği kontrolünde kullanılan radar.

Diğer taraftan Sebe Suresi'nin 10. ayetinde demir için "yumuşattık" anlamına gelen "elenna" fiilinin kullanılması da son derece hikmetlidir. Çünkü günümüzde, yeryüzündeki en güçlü, sert malzemelerden biri olmasına rağmen, demir için "yumuşak" sıfatı da kullanılmaktadır. Fiziksel olarak sert olmasına rağmen, manyetik özellikleri nedeniyle "yumuşak demir" diye tanımlanan bu demir çeşidi, özellikle radar ve uydu teknolojilerinde kullanılmaktadır. Yumuşak demir, manyetik alanı daha güçlü hale getirmesi ve istenildiği şekilde açılıp kapanabilmesi bakımından tercih edilmektedir.

Solda, 1960'larda ABD-Florida'da inşa edilen bu radar, denizaltılardan fırlatılan balistik füzelerin tespiti için kullanılmıştır. Sağda, 2 Mart 1999 tarihinde alınan bu uydu fotoğrafında (sağda) Amerika, Ohio üzerindeki bulutlar görülüyor. Uydu ve radar teknolojilerinde manyetik özelliği sebebiyle "yumuşak demir" çeşidi kullanılır. Yumuşak demir, manyetik alanı daha güçlü kılar. Sebe Suresi'nin 10. ayetinde bildirilen"ve ona demiri yumuflattık" ifadesi uydu ve radar teknolojilerinde kullanılan yumuşak demire işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)
Solda, 1960'larda ABD-Florida'da inşa edilen bu radar, denizaltılardan fırlatılan balistik füzelerin tespiti için kullanılmıştır. Sağda, 2 Mart 1999 tarihinde alınan bu uydu fotoğrafında (sağda) Amerika, Ohio üzerindeki bulutlar görülüyor. Uydu ve radar teknolojilerinde manyetik özelliği sebebiyle "yumuşak demir" çeşidi kullanılır. Yumuşak demir, manyetik alanı daha güçlü kılar. Sebe Suresi'nin 10. ayetinde bildirilen"ve ona demiri yumuflattık" ifadesi uydu ve radar teknolojilerinde kullanılan yumuşak demire işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Yumuşak demirin kullanılmasıyla, elektromanyetik sinyallerin havada istenildiği şekilde yönlendirilmesi bakımından, Sad Suresi’nin 36. ayetinde bildirilen, rüzgarın Süleyman Peygamberin "emriyle istediği yere yumuşacık akması"na işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Günümüzde kullanılan görüntüleme radarlarıyla yeryüzü her an taranmakta ve Dünya'da meydana gelen değişiklikler izlenmektedir. Bunun yanı sıra, dağlar, buzullar ve denizler gibi yeryüzü şekilleriyle, insan yapımı ev, köprü ve araba gibi cisimler hakkında da veri toplanmaktadır. İleri teknolojinin bu işleyiş şekline ve yapım malzemesine, bundan 1400 yıl önce Kuran'da dikkat çekilmiş olması, Kuran'ın geçmiş ve geleceği tek bir an olarak yaratmış ve zamandan münezzeh olan Rabbimiz'in vahyi olduğunu göstermektedir.